Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı Berlin’den müjdeler verdi:

2017 Turizm açısından daha canlı olacak

Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı Almanya’nın başkenti Berlin’de Kültür Sanat Muhabirleri Derneği Başkanı İbrahim Gökdemir’inde aralarında bulunduğu gazetecilere önemli açıklamalarda bulundu. Bakan Nabi Avcı 2017 yılının turizm açısından önceki yıllara göre daha canlı bir yıl olacağına inandıklarını belirtirken, başta Almanya olmak üzere bazı Avrupa ülkeleriyle yaşanan sıkıntıların tamamen terör örgütlerinin oluşturdukları lobilerden kaynaklandığını dile getirdi.

İşte Bakan Nabi Avcı’ya yöneltilen sorular ve cevapları;

Almanya ile yaşanan kriz Turizme yansır mı?

ALMANYA TURİZM SEKTÖRÜ RAHATSIZ

Son zamanlarda Türkiye’nin Almanya için, Almanya’nın Türkiye için söylediği, insanları birbirinden uzak tutacak cümlelere rağmen Almanlardan da Türk stantlarına yoğun ilgi vardı. Bu fuardan sonra hem Alman medyasından hem de Türk medyasından arkadaşlarla ayrıca Alman turizm sektörünün önde gelen isimleriyle peş peşe görüşmelerim oldu. En az bizim kadar Alman turizm sektöründeki arkadaşlar da siyasetteki söylemlerden rahatsız. Ne yapsak da işleri normale döndürsek gayretindeler.

BİZ İYİ OLURSAK ONLAR İYİ OLUR

Evet, onlar da ciddi kayıplar yaşıyor. Çünkü neticede karşılıklı bir ilişki var. Biz iyi olursak onlar da iyi olur. Onlar iyi olursa biz de iyi oluruz. Onun için birbirimizi iyi anladığımızı zannediyorum. Ben de Türk Alman ilişkileri öyle 3-5 günde kurulmuş ilişkiler olmadığı mesajını vermeye çalıştım. Tarihi derinliği var. Dolayısıyla konjonktürel siyasi söylemlerden, hatta eylemlerden hemen olumsuz etkilenebilecek bir ilişki biçimi değildir. Tabi ki gene de karşılıklı olarak söylemlerimizde özenli olmamız gerekir. Buraya gelirken de ilişkilerin geleceğine dair çok karamsar bakmadık ama fuardaki varlığımızın gördüğü rağbetten ümitlerimizin boşa olmadığını gördük. Özellikle turizm alanında ilişkilerimizin düzeleceğine dair işareti çok net aldık.

RUSYA İLE ESKİSİNDEN DAHA İYİ OLABİLİRİZ

Şimdi bu kanaatimi besleyen bir diğer örnek de Rusya ile yaşadıklarımız. Biliyorsunuz, uçak krizinden sonra Rusya ile ilişkiler hemen hemen her alanda gerildi. Bizim oradaki iş adamlarından tutun orada okuyan öğrencilerimize varıncaya kadar herkesin etkilendiği çok ciddi sıkıntılı bir dönem yaşadık. Ama daha sonra cumhurbaşkanının siyasi iradesiyle çok kısa zamanda toparlandı. Şimdi belki eskisinden bile daha iyi olacak şekilde ilişkilerimiz çevrildi. Ruslarla olduğu gibi Almanlarla da kötü değil ilişkilerimiz. Dolayısıyla burada belli bir vade içinde ilişkilerimizi her iki tarafı da memnun edecek şekilde belli bir düzeye taşıyabileceğimizi görüyorum. Burada ciddi engeller de var açıkçası. Zaten bu işlerin bu hale gelmesinde onların da ciddi rolü olduğunu görüyoruz.

FETÖCÜLER SİSTEMLİ BİR ŞEKİLDE FAALİYETTELER

Almanya’ya, Hollanda ’ya ve muhtelif Avrupa ülkelerine kaçmış olan veya orada yerleşik olarak yaşayan FETÖ’cülerin Türkiye’deki geçmiş uygulamalarından da bildiğimiz üzere özellikle medya üzerinde ve lobicilik faaliyetlerinde çok sistemli bir şekilde faaliyette oldukları çok açık. Burada da onların etkileri olduğunu zannediyorum. Almanya seçime doğru gidiyor. Böyle zamanlarda kendilerince tehlikeli gördükleri bir takım marjinal partilerin söylemlerini ödünç alan ana akım siyasetler oluyor. Aramızdaki bulanıklarda da bunun etkisi var zannediyorum.

Rusya ile iyi gidiyor dediniz, Almanya iyi görünüyor dediniz. Bu durumda Türk turizmi 2017 yılında kayıp almadan sezonu kapatabilecek mi yoksa bu yıl da kayıpla mı kapanacak?

İnşallah kayıpsız kapatırız ama rakamları tahmin edemiyorum. Rusya pazarından çok umutlu şeyler geliyor. Alman kamuoyu veya Avrupa kamuoyu bazı olaylar karşısında hiç beklemediğimiz tepkiler veriyor. Tabi iyi tanıyanlar diyor ki “Trump, Avrupa ile ilişkiler konusunda olumsuz çağrışımlar uyandırdı” gibi bir cümle kursa, ertesi gün buradaki marketlerde bile tedirginliğin yansımalarını hissedersiniz. Alışverişe çıkan insanların sayılarındaki azalmadan bile hissedersiniz. Dolayısıyla Türkiye hakkında dezenformasyonlar ve ya insanların zihniyetinde olumsuz etki bırakan söylemler de etkili oluyordu. Ne yapmak gerekir? Üzerine gitmek gerekir. Mesela fuarın konuk ülkesi Botsvana ama dışarıdan bakıldığında fuarın onur ülkesini Türkiye sanır. Türkiye’nin işi ele alışındaki ciddiyet dışarıdan bakan birine bunu dedirtir. Ama yine de temkinli olmak gerekir.

-Temkinden kasıt nedir?

Beklentileri çok yüksek tutup sonra kısmi başarılarımızı bile küçümsemeye kalkıyoruz. 100 alıcam deyip sınava giren bir öğrencinin 70 alınca üzülmesi gibi.

Bugün bir Alman dostuma da belirttiğim gibi, Türkiye ile ilgili çok güzel işler yapan ve bir ayağı da medyada olan bir Alman turizm organizasyon şirketi ile görüşüyordum. Siyasetçilerle bu tarz şirketler arasında bir fark var: Herhangi siyasi biri olarak ben desem ki 2×2 4 eder insanlar niye böyle diyor diye düşünür. Kimse çıkıp da hakikaten 4 ediyor demez. Ama sizden [medya] biri dediğinde hemen kabul edilir.  O yüzden sizin dedikleriniz çok daha etkili ve kabul görendir. O yüzden “bu Alman dostuma teşekkür ediyorum” dedim. Sosyal medya üzerinden ve ya başka medya yolları ile devlet ağzıyla ve ya hükümetle bağlantısı bilinen kişilerin söylemlerinin etkisi çok sınırlı olur. Tabi ki Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanı böyle konuşacak, turizm iyi gidiyor diyecek diye düşünür. Söylediklerim doğru bile olsa soru işaretini de silemezsiniz.  Onun için bir fonksiyonu da bu olan STK’lar önemli zaten. Vatandaşların kendi içlerinden geldiği için bir takım kampanyaları sürdürmeleri bizim devlet eliyle yaptıklarımızdan ve yapabileceklerimizden çok daha etkili oluyor. Cumhurbaşkanının geçen ay Külliye’de turizmcilerle yaptığı toplantıda da belirttiği gibi Avrupa’da yaşayan Türk’lere dünyanın misafirperver ülkesine arkadaşları, komşularıyla birlikte gelmeye, tatillerini ve düğünlerini ülkemizde gerçekleştirmeye davet ediyoruz. Tabii düğünlerini Türkiye’de yapmak isteyen Alman dostlarımızı da özellikle davet ediyoruz. Çünkü Hindistan’da ciddi manada düğün için Türkiye’ye gelen, Antalya’ya gelen misafirlerimiz var. Çok da memnun ve mutlular. Bu kapsamda düğün, nişan gibi etkinliklerini ülkemizde gerçekleştirmelerini, davetliler ile birlikte Türkiye’nin güzellikleri eşliğinde evlilik törenlerini ülkemizde gerçekleştirmelerini arzu ediyoruz. Bu kapsamda yurtdışında yaşayan vatandaşlarımıza yönelik çeşitli teşvikler ve indirimler sunulacağını, bununla ilgili bazı kampanya operatörlerimiz tanıtımlara başladılar, duyurmak istiyorum.

-İpek Yolu ülkelerinden kimler vardı? Bizce önemi ne?

İpek Yolu projesi BM Dünya Turizm Örgütü’nün bu yol üzerinde turizmin canlandırılması ve bunun için yeni projelerin devreye girmesidir. Ayrıca zaten Çin’den Avrupa’ya kadar pek çok ülke İpek Yolu markasından ne çıkarabiliriz diye uğraşıyorlar. Çünkü İpek Yolu’nun Coca Cola’dan bile daha fazla tanınan bir marka değeri var. Türkiye zaten İpek Yolu’nun tarihi ve coğrafi bakımdan en önemli ülkesidir. İpek Yolu ülkelerinin güzergâhına bakıldığında deniziyle ve karayoluyla Türkiye tam bir geçiş ülkesidir.

-Kaç tane ülke iştirak etti?

Saymadım ama bütün fuara katılan ülkelerin bakanları veya bakanların yardımcıları vardı ama galiba en çok konuşan biz olduk. Bir çoğu dinleyici durumundaydı. Biz de İpek Yolu’nun sürdürülebilir kalkınmadaki öneminden bahsettik. Zaten BM Dünya Turizm Örgütü’nün ana teması da sürdürülebilir kalkınmadaki turizmin rolü konusudur. Bu sebeple İpek Yolu projeleri de toplantının konusuydu. Zaten bu BM Dünya Turizm Örgütü tarafından organize edilmiş bir toplantı. Yani burada olmasa bile başka yerdeki bir fuarda konuşulacaktı. Doğrudan doğruya bu fuarın ana temasıyla alakası yok ama bu kadar kültür ve turizm bakanı bir araya gelmişken BM Dünya Turizm Örgütü de bu vesileyle İpek Yolu projesini de konuştu.

-Başkanlık sisteminin turizme katkıları ne olacak? Turizmciler aslında bu konuda çok negatif bir tutum içindeler. Bu turizm sektörüne katkıları ne olacak ve bu konuda yeterli bilgiye sahip olmadıklarını belirtiyorlar. Kültür boyutunu da ele alabilirsiniz.

Öncelikle turizm açısından, turizmcilerden duyduğum en büyük şikayet bürokraside işlerin ne kadar yavaş yürüdüğü, imar planlarından birçok ihaleye kadar bürokrasinin nasıl ağır ve önlerini tıkayıcı olduğuna dair şikayetler duyuyorum. Dolayısıyla cumhurbaşkanlığı sisteminin en önemli özelliği hızlı ve etkin yönetimi sağlamak ise ki bence de öyledir. O zaman yeni sistemden en çok memnun olacak kitlelerden birisi de turizm sektörüdür. İdarenin hızlı ve etkin iş yapamadığından şikayet ediyorlar. 16 Nisan’dan sonra cumhurbaşkanlığı sistemiyle özellikle turizm alanında işler daha hızlı olacak. Kültür açısında da, mesela kültür diplomasisi işlemiyor diyoruz ya, bu konu iğneyi kendimize çuvaldızı başkalarına hesabı olmasın.

MİLLİ KÜLTÜR ŞURASINI İYİ ANLAMALIYIZ

Medya üzerinden bir özeleştiri yapalım. Ben de aynı zamanda eski de olsa medya sektöründen sayılırım ve bunu bir özeleştiri olarak kabul edelim. Biz 3-5 Mart’ta İstanbul’da sizlerin merkezlerine yakın olan bir yerde 28 yıl aradan sonra bir kültür şurası topladık. Bu şurada 17 komisyon yer aldı ve her birinde 10 kişi vardı. Yani Türkiye’nin 170 kültür insanı 3 gün boyunca gece yarısına kadar Türkiye’nin kültür ile ilgili sorunlarını tartıştı. Müzik komisyonu, medya ve kültür komisyonu, tiyatro, opera, bale komisyonu, sinema komisyonu, radyo televizyon komisyonu gibi farklı komisyonlar vardı. Saatlerce tartıştılar ve öncesinde bir de 8 saati geçen hazırlık toplantıları oldu. Her bir komisyon bir uzlaşı içerisinde komisyon raporu hazırladı. Komisyon başkanları son gün bunları sundu. Bakanlık olarak raporları aldık ve şura bildirgesi hazırladık ve ben de onu çıkıp okudum. Açılışını da cumhurbaşkanı yaptı. Kültür sorunlarımızla ilgili yol gösterici, çerçeve belirleyici çok güzel bir konuşma yaptı. Birinci gün öğleden sonra , 3 gün boyunca komisyonlar katılamayabilirler diye kültür sanat alanından bazı tanınmış siyasetçileri 2 tane 4’er kişilik gruplar altında açılış oturumu adı altında panele aldık. Mesela İlk 4 kişilik grupta Hasan Celal Güzel, Mehmet Cem, İbrahim Kalın gibi isimler vardı. Güzel sunumları oldu. İkinci oturumda da İlber Ortaylı, Atilla Koç gibi isimler vardı. Onlarla da çok güzel açılış oturumu yaptık. Açılış oturumunda siyaset ve kültür adamları şuradan ne bekliyoruz diye çok genel bir çerçeve çizdiler. Lütfen açın bakın gazetelerinize ve televizyonlarınıza bu konuyla ilgili. 3 gün boyunca sunarken hakikaten çok üzücü bir medya ilgisizliği ile karşılaştık. Tamam sonuç raporlarını bekliyorsunuz ama komisyonlarda o kadar sansasyonel şeyler konuşuluyor ki. Şu anda internet sitesinde bildirgeler yayınlandı. Düz yazı olarak var, kitap olarak da çıkaracağız. O sürecin kendisi çok renkliydi. Kurumlar Youtube’da var. Çok zevkli. Ben moderatör olduğum için iki konuşmacının arasındayım. Çok defa içimden geçirdim keşke izleyici olsam da bu güzel konuşmaları ben de dinlesem diye. Hakikaten çok renkli, Türkiye’nin kültürel birikimi konusunda zengin. Ayrıca şunu da ekleyeyim, 170 kişi komisyonlarda görev aldı ama en az 370 kişi daha eğer sayı sınırlaması olmasa aynı yetkinlikle o komisyonlarda olabilirlerdi. O yüzden belki de birçok insan çağrılmadıkları için bize kırıldı. Bu konularda bu kadar çok yetkin insanımızın olması beni ayrıca çok mutlu etti. Tamam, bazıları kırıldı ama bu manzarayı da gördük.

-Milli Kültür şurası için, AK Parti batı medeniyetinin reddi için kendisine bir dayanak aradığı için bu şurayı topladı deniliyor?

Şurayı açarken cumhurbaşkanımızın yaptığı konuşma, üçüncü gün tek tek komisyon başkanlarının yaptığı konuşmalar, hem de benim kapanış konuşmamda söylediklerim bu iftiranın ne kadar temelsiz, haksız, önyargılı olduğunu gösteriyor. Özellikle kapanış konuşmasını lütfen dinleyin ve bunun ne kadar haksız bir iftira olduğunu göreceksiniz.

Sonuç bildirgesinde şehir dokularının korunmasına ilişkin bir ibare var. Bununla ilgili de İstanbul Karaköy’deki Gümrük Binası’nın yıkılmasına dair eleştiriler geldi. Kültür şurasının toplandığı günlerde böyle bir sonuç bildirgesinde böyle bir ifade yer almasına rağmen yüzyıllık binayı yıkıyorlar diye eleştiri geldi.

Bu konularda benim bakan olarak bu yıkılsın bu kalsın deme şansım yok. Ama bu konularda karar veren koruma kurulları var. Fakat koruma kurullarını da bir tarafa bırakın, Murat Bardakçı ve İlber Ortaylı ikisi de yakın arkadaş, ikisinin de bu konulardaki duyarlılığını tartışacak halimiz yok. Ama Bardakçı’ya sorarsan çok iyi oldu. O binanın yıkılmasının doğru bir karar olduğuna dair bir yazısı var. Öte yandan Ortaylı bu yanlış bir karar dedi. İki tane kültür adamı bir bina konusunda bunu söylerken koruma kurulu böyle bir karar alıyor. Bu tartışılmalı mı, evet tartışılmalı. Bunların içinde yanlış kararlar olabilir mi, evet olabilir. Ama bunları gidermenin yolu karar vermesi değildir. Kültür şurasının komisyon çalışmalarının başında da söyledim.  Kültür bakanlığının görevi sizin önünüzü açmak, size nasıl bir iş yapacağınızı öğretmek değildir. Mesela size nasıl bir sinema yapacağınızı dayatmak, anlatmak, öğretmek değildir. Sinemacının önünü açmaktır. Sonra bunların tüketicileri, eleştirmenleri kararlarını verirler. Bu konuda çok haksız suçlamalara maruz kaldığımız da oluyor.

SİNEMALARDA SANSÜR YOK, KRİTERLER VAR

Mesela kültür bakanlığı bizi sansürlüyor deniliyor. Bakın tüm dünyada bir sinema kurgusunun hangi hedef kitleye gösterilebileceği, hangi hedef kitleye gösterilmesinin zararlı olabileceğine dair kriterler var. Uluslar arası kategoriler uygulanır: Genel izleyici yani herkesin izleyebileceği türden kurgular. 7+ yani yedi yaşından küçükler izlemesin, 15+; on beş yaşından küçükler ancak aileleri ile gelirlerse izleyebilirler demek. Deniliyor ki Türkiye’de gösterime girecek olan filmlerin hangi kategoride gösterime gireceğine kültür bakanı karar veriyor. Hayır, bunun karar yetkisi çocuk gelişim uzmanı, psikolog ve bakanlıktan tercih ettiğimiz temsilciden oluşan üç kişilik bir komisyon var, kararı o veriyor. Bu komisyonda sadece bakanlıktan 1 temsilci var. O da çoğunlukla psikologun ve çocuk gelişimi uzmanının dediğine bakar. Diyelim ki komisyonun kararına itiraz ettiniz. Kültür bakanlığı temsilcisi, iç işleri bakanlığı temsilcisi, eğitim bakanlığı temsilcisi, alanında doktora yapmış üç çocuk gelişim uzmanı, üç tane de sinema meslek birliklerinin kendi aralarında seçtikleri temsilcilerden oluşan 9 kişilik bir kurul var, oraya gider. Kültür bakanlığının ağırlığına baktığımızda, 9 üyeden sadece biri kültür bakanlığının adamı, o da zaten komisyonun koordinasyonu sağlayan ve sekretaryasını yapan adamdır.

Sansürler için de mi aynı?

Sansür diye bir şey yok zaten. Bu kurul toplandığı zaman mesela neye göre 15 yaşından küçükler seyredemez diyor. Mesela çok ağır küfürler varsa, komisyon yapımcıya diyebilir ki “Film iyi tamam güzel ama sıkıntılı, bu küfürleri çıkarırsan genel izleyici veririz. Ama bu küfürler burada durduğu sürece ben bunu çocuklara seyrettirmem. Çıkartırsan kabul ediyorsan genel izleyici kategorisine koyalım.” 9 kişilik bu kurul zaman zaman hedef kitlenin bir bölümüne belli bir yaş kitlesine seyrettirilmesinde sakınca gördüğü cümleler, sahneler, küfürler olabilir. Bunların çıkartılmasını isteyebiliyor zaman zaman. Yapımcı iyi niyetliyse bunlara uyuyor. Bazıları ise bunları sanatının ayrılmaz bir parçası kabul ettiği için buna uymuyor. Hangi kategoriyi verirsen ver, 15 yaş üstü ver ama ben çıkarmıyorum diyor. Bir de sırf bu tarz polemikler üzerinden filmin reklamını yapmak isteyenler çıkıyor. Her defasında bunun kokusunu biz hissediyoruz. Zaten sektördeki kendi meslektaşlarının huyunu bildiği için “tamam, bunun için [reklam için] yapmıştır” diyor.